TÜRKİYE’DE VE DÜNYA’DA YOKSULLUKLA MÜCADELE POLİTİKA

        1. TÜRKİYE’DE VE DÜNYA’DA YOKSULLUKLA MÜCADELE POLİTİKALARI          1.1. Türkiye’de Yoksullukla Mücadele Politikaları

          1980’den sonra büyük çapı dönüşüme uğrayan Türkiye Ekonomisi, uyguladığı yapısal değişim politikalarının bir sonucu olarak çeşitli ekonomik krizlere maruz kalmıştır. Artan kamu açıkları ve bunun devamında gelen borçlanma sonucunda enflasyon artmış, işsizlik ve gelir dağılımındaki dengesizlikler de bunu takip etmiştir. Sanayileşme sona ermeden gelişmiş ülke ekonomilerine entegre olmaya çalışılıp, kaynak dağıtımı da piyasa ekonomisi kurallarına göre yönlendirilmiş, bunların peşi sıra, hayat pahalılığı ekonomiye damgasını vurmuş ve yoksulluk onunla birlikte gündemdeki yerini almıştır.

          1980 öncesi hükümet programlarında yer almayan yoksulluk kavramı 1980 sonrası hükümet programlarında kalkınma amaçlı makro ekonomik politikalar bağlamında ele alınınca Ortadirek kavramı da gündeme oturmuştur. Ortadirek, toplumsal gelişmeyi sağlayacak ve kalkınmaya zemin hazırlayacak bir sosyal grup olarak görülmektedir. Devlet, ortadireği güçlendirerek yoksulluğu azaltacağını düşünür ama yoksulluk sadece işçi, memur, esnaf ve çiftci’den oluşan ortadireği kaplamamaktadır. Toplumun tüm kesimlerine yayılmıştır. Zira 1980’lerde uygulamaya başlayan büyüme odaklı ihracata yönelik ekonomi politikaları toplumun tamamını kaplayacak olan bir sosyal afetin habercisi olur. Bu durum 2000’li yıllara dek devam edecek yoksulluğun da temellerini oluşturacaktır (Dumanlı, 2002).

          1980’lere dek Türkiye’de varolan sosyal yardım anlayışı yoksulluğun derinleşmesinde büyük ölçüde bir engel teşkil ederken bir kavram olarak yoksulluk olgusunun ortaya çıkışını da geciktirmiştir. 1980’lerden itibaren uygulanmaya başlayan ekonomi politikaları ile ortaya çıkan geçim sıkıntısı yoksulluğu belirgin bir hale getirince gündeme oturuşu da bundan sonraya denk gelmiştir. Zira 1980’li yıllarla birlikte yoksulluğu oluşturan pek çok faktörün zemini oluşturulur. Gelir dağılımında adaletsizlik ve uzun dönem işsizlik bu yıllarda kendisini göstermeye başlayan faktörlerin içinde yer alır. Bunları ortadan kaldırmak amacıyla çeşitli politikalar türetilmiştir. “Özellikle 1980’li yıllarda, uzun dönem işsizlerin toplam işsizler içerisindeki oranında meydana gelen hızlı artış, iş yaratma programlarının da önemini artırmıştır.” Yoksulluğu azaltacak bir unsur olarak görülen iş yaratma politikaları, iş arayanların iş piyasalarında aranan nitelikte elemanlar olmasını sağlayarak, emek arzı ile emek talebi arasında uyum yaratmayı amaçlamaktadır.

          Bunların dışında, gelir dağılımındaki adaletsizlikleri giderecek yöntemler de aranır. Yoksulluğun zeminini oluşturan donelerden biri olarak kabul gören gelir dağılımı adaletsizlikleri, uzun dönem işsizlik gibi insanların yoksulluk çekmelerine yol açan bir diğer faktördür. Zira, ekonomik dengeleri alt üst etmesi birilerinin normalden çok zenginleşmesine sebep olurken ötekilerinin de normalden azına kanaat getirmelerini mecbur kılmaktadır.

          DİE’nin yaptığı araştırmalara göre, gelir dağılımı açısından Türkiye’de gerek bölgeler gerekse sınıflar arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır. Mesela, en çok yoksulluk %22,22’lik bir rakamla Karadeniz’de bulunurken en az yoksulluğun olduğu Marmara ve Ege bölgelerinde rakam da, %15,30’luk rakama sahip Akdeniz’in de altında kalmaktadır. Ayrıca, “... İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Adana ... en büyük sanayi ve ticaret kentleridir.” Bu kentler gibi sanayi ve ticaret merkezi özelliği göstermeyen kentlerde yoksulluğun daha çok olması da kaçınılmazdır. Zira buralarda istihdam daha az olacak ve işsizler en çok enformel sektörde yoğunlaşacaklardır. Gelir dağılımı farklılıkları da bu noktada başlamaktadır (Aktan, 2002).

          Toplumun geneline yayılmış, temel tüketim alışkanlığını karşılayacak ücret seviyesinin sağlanmasıyla, yani asgari ücret uygulamasıyla gelir dağılımı farklılıkları azaltılır. Bu sebeple asgari ücreti, dünyadaki uygulamalarıyla bir nevi sosyal politika kurumu olarak gören pek çok savunucusu bulunmaktadır. Türkiye örneğine bakıldığında asgari ücretin önemi daha iyi anlaşılmaktadır.

          Türk-İş’in yapmış olduğu 1988 – 2002 yılları itibariyle 4 kişilik bir ailenin yoksulluk – açlık sınırlarını cari fiyatlarla gösteren tabloya bakıldığında; 1988’de aylık açlık sınırının 174.000.TL ve yoksulluk sınırının 530.000.TL olduğu, bu rakamın 2002 yılındaki göstergeye göre açlık sınırında 337.296.000.TL’ye, yoksulluk sınırında da 1.025.215.000.TL’ye vardığı fark edilir.

          Türkiye’de dolaysız yaklaşım yöntemi ile çok çeşitli yoksullukla mücadele programları uygulanmaktadır. İlk olarak 1976 yılında, yoksul, mâlul ve sakatlara yönelik aylık ödenmesine başlanmışsa da enflasyonist süreçte bu ödeme önemini yitirmiştir. Günümüzde ise yoksullukla mücadele devlet eli ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşik Fonu ile sürdürülmektedir. 1986 yılında kurulan fonun temel kuruluş amacı, sosyal güvenlik şemsiyesi altında olmayan, yoksul, kimsesiz, muhtaç ve düşkün vatandaşlara yönelik devletin tüm sosyal sorumluluklarını yerine getirmektir. SYDTF, il ve ilçelerde yurt genelinde 931 şube ile örgütlenmiş ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı kanalı ile uygulamalarda bulunmaktadır. SYDTF sağlık, eğitim, proje, gıda ve yakacak yardımları yapmaktadır. 1996 yılında fona gıda, yakacak ve giyecek için başvuranların sayısı Türkiye nüfusunun %8’i olan 4 milyon 382 bine ulaşmıştır (www.canaktan.org).

          Ayrıca 1991 yılında uygulamaya giren yeşil kart ile sosyal devlet ilkesinin bir gerekliliği olarak herhangi bir sağlık güvencesi olmayan vatandaşlara ücretsiz sağlık hizmeti verilmeye başlanmıştır. 2003 yılı rakamları ile yeşil kart sahibi olan vatandaş sayısı 13 milyon 266 bin olmuştur.

          Ayrıca, devlet eli ile uygulanan yoksullukla mücadele şekillerinden başka, milletin kendi inisiyatifi ile uygulamaya başladığı projeler de bulunmaktadır. Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği gibi örgütlenmeler ülke genelinde bağış ve yardımları toplayarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaktadırlar. Ancak bu kurumların hangi ölçekte yoksullara yardım yaptıklarını gösterir güvenilir bir finansal veri bulunmamaktadır (Şenses ve Önder, 2006).

          Yoksulluğun çok boyutlu bir sorun olduğu gerçeğinden hareketle yapılan önerilere ve vaatlere rağmen, uygulamaya konulan yoksullukla mücadele programı sayısı oldukça azdır. Farklı zamanlarda ve farklı ekonomik, sosyal ve siyasal etkilerle uygulamaya konulan bu programların, kapsamlı bir yoksullukla mücadele stratejisinin ürünü olduğunu söylemek olanaklı değildir. Aksine, bu programların bütünsellikten uzak ve hedef kitlesi net olarak belirlenmeyen, bu sebeple, zaman zaman birbiriyle çakışan programlar olduğunu söylenebilmektedir.

         

          1.1.1. 2022 Sayılı Kanun Uygulaması

          Herhangi bir sosyal güvencesi olmayan yoksullara yönelik olarak kamusal sorumluluk alınması ilk kez sınırlı olarak 1976 yılında gerçekleşmiştir. 01.07.1976 tarih ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’a göre muhtaç olmak koşulu ile, 65 yaşını doldurmuş yaşlılar ile 18 yaşından büyük özürlüler ve Kanunen bakmakla yükümlü olduğu 18 yaşını tamamlamamış özürlü yakını bulunan Türk Vatandaşlarına aylık bağlanmaktadır. 15 65 gösterge rakamının, memur maaşlarına uygulanan katsayı ile çarpımında bulunacak tutarda (31.03.2007 tarihi itibariyle 73,53 YTL) aylık ortalama geliri bulunanlar muhtaç sayılmazlar ve kendilerine aylık bağlanmaz.

          Özürlü olması nedeniyle aylık talebinde bulunanlar, özürlülük oranlarını alacakları Sağlık Kurulu Raporları ile kanıtlamak zorundadırlar.

          31.03.2007 tarihi itibariyle, Yaşlılık Aylığı 73,53 TL’dir. Özürlülük Aylığı ise, % 40 -69 oranında özürlü olanlar için 147,06 TL, % 70+ oranında özürlü olanlar için 220,59 TL’dir. Sosyal Güvenlik Kurumu’nca (eskiden Emekli Sandığı) bağlanan bu aylıklar her yılın Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında olmak üzere üç ayda bir peşin olarak ikametgahlarına yakın anlaşmalı T.C. Ziraat Bankaları Şubeleri ile anlaşmalı PTT Merkez Müdürlükleri aracılığıyla hak sahiplerine veya vekil ya da vasilerine ödenmektedir (www.emekli.gov.tr).

          Bu Kanundan yararlananların tedavi giderleri, 18.06.1992 tarihli ve 3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanun Hükümlerine göre Yeşil Kart verilerek karşılanmaktadır.

 

          1.1.2. Yeşilkart Uygulaması

          18.06.1992 tarih ve 3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanun ile birlikte 1992 yılından itibaren Sağlık Bakanlığı yoksul vatandaşlara bedava sağlı k hizmeti vermektedir.

          Kanunun amacı, “hiç bir sosyal güvenlik kurumunun güvencesi altında olmayan ve sağlık hizmetleri giderlerini karşılayacak durumda bulunmayan Türk vatandaşlarının bu giderlerinin, Genel Sağlık Sigortası uygulamasına geçilinceye kadar Devlet tarafından karşılanması” olarak belirlenmiştir.

          Kanunun kapsamına, hiçbir sosyal güvenlik kurumunun güvencesi altında bulunmayan ve bu Kanunun öngördüğü usul ve esaslar çerçevesinde belirlenecek aylık geliri veya aile içindeki gelir payı, asgari ücretin vergi ve sosyal sigorta primi dışındaki miktarının 1/3’ünden az olan ve Türkiye’de ikamet eden Türk vatandaşları girmektedir.

          Kanun ile, ekonomi işlerinden sorumlu Devlet Bakanının başkanlığında İçişleri, Maliye, Sağlık ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlarından oluşan Yüksek Sağlık Koordinasyon Kurulu kurulmuş ve Kurul’un görevleri, sağlık hizmetlerinin fert başına yıllık ortalama sağlık harcamaları miktarını tespit etmek; tespit edilecek miktara göre bütçeye konulacak ödeneği belirlemek; Kanun kapsamına giren kişilerin tedavilerinin, kamuya ait tedavi kurumları ile özel sağlık kuruluşları ve sosyal güvenlik kuruluşlarıyla işbirliği yapılarak düzenli yürütülmesini sağlamak olarak belirlenmiştir. En az altı ayda bir toplanan Kurul’un sekretaryasını Sağlık Bakanlığı yürütmektedir (www.canaktan.org).

          Bu Kanuna göre, sağlık hizmetlerinden yararlanmak isteyen kişilerin talepleri, illerde il idare kurulu, ilçelerde ilçe idare kurulu tarafından değerlendirilerek karara bağlanmakta ve valilik ve kaymakamlıkça hak sahibi olanlara Yeşil Kart verilmektedir.

          Daha önceleri Yeşil Kart sahiplerinin sadece muayene ve tedavileri ücretsiz olarak verilmekte ve ilaçların bedeli karşılanmamaktaydı. Ancak, 2006 yılında yapılan yeni düzenleme ile ilaç bedelinin % 80’i de Yeşil Kart kapsamında karşılanmaya başlamıştır.

 

          1.1.3. İşsizlik Sigortası

          Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin pek çoğunda görülen işsizlik sigortası, çalışma olanağı bulunmayan işsiz kesimin sıkıntılarını hafifletmek için uygulamaya konmuş bir sosyal güvenlik politikasıdır. 68 ülkede uygulanan bu sigorta, Türkiye’de işsizlerin iş buluncaya kadar ki süre içinde iş edinmeleri için yeterli düzeyde eğitim almalarını sağlamanın yanı sıra iş bulma konusunda da onlara yardımcı olmaktadır. Ayrıca, makro etkileriyle de ülke ekonomisine faydası dokunmakta, verimliliği artırarak büyümeyi sağlamakta ve satın alma potansiyelinde koruyucu etki yaparak talebi de eski düzeyinde tutabilmektedir. Bu özellikleri işsizlik sigortasının kapsamını genişletmekte, etkilediği alanları çoğaltmaktadır.

          İşsizlik sigortasının kendini gösterdiği alanlardan biri de enformel sektördür. Zira, emek piyasaları etki alanına girdiği için enformel sektörü rahatlıkla, formel sektör gibi kayda geçirilebilir.

          İşsizlik ödeneğine bakıldığında ise tablo şöyledir: Her şeyden önce, işsizlik ödeneğine hak kazanabilmek için işveren veya işverenlere tabi olarak bir iş sözleşmesi gereğince çalışıyor olmak gerekir. Bu konuda baz alınan Sosyal Sigortalar Kanunu itibariyle, “... hizmet akdinin feshedildiği tarihten önceki son üç yılda 120 günü sürekli olmak üzere en az 600 gün pirim ödemiş olanlara 180 gün, 900 gün prim ödemiş olanlara 240 gün ve 1080 gün pirim ödemiş olanlara 300 gün süre ile işsizlik ödeneği ödenmektedir.” Çalışanlara bu süreler göz önüne alınarak ödenen miktar da çalışanın ücreti nispetinde değişmektedir. Yani ücret artışlarına karşı duyarlılık vardır.

          Asgari ücret miktarının netinden fazla olamayan işsizlik ödeneği, günü gününe hesaplanır ve ay sonlarında da ödemesi yapılır.

          Zorunlu olarak kesintisi yapılan bu sigortanın sigortalılar, devlet ve işverenden kesilen miktarları da farklılaşmaktadır. Ödenen primler işveren için %3, sigortalı ve devlet için ise %2 oranındadır.

          Tüm bunların yanı sıra, kimlerin bu sigortadan yararlanacakları da kanunda hüküm altına alınmıştır. Buna göre; çalışanlar işyerinin durumundaki (sahiplerinin değişmesi gibi) bir takım farklılıklar sebebiyle işlerinden ayrılmak zorunda bırakılırlar veya özelleştirmelerden dolayı iş sözleşmeleri bitince işsiz kalırlarsa, ayrıca çeşitli sağlık sorunlarından dolayı ya da ihbar sürelerine göre iş akitleri feshedildiği için işsiz durumuna gelirlerse o zaman işsizlik sigortasından faydalanmaya hak kazanacaklardır (www.canaktan.org).

 

          1.1.4. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu

          İş yaşamında elde edilen gelirin dışındaki kazanımları ifade eden sosyal yardım, devletlerin vatandaşlarına sunduğu maddi yardımların bir uzantısıdır. Aynı zamanda insanların karşılıklı dayanışmasının bir ürünüdür. Bu açıdan bakıldığında birer kurum olarak vakıflar, sosyal anlamda hem dayanışma hem de yardımlaşma niteliğine sahiptir. “1986 yılında ... yoksullukla mücadele amacına matuf ilk yasal düzenleme yapılarak sosyal yardımlaşma ve dayanışma fonu kurulmuş ve 1987 yılından itibaren de ... yoksullara yardımlar yapılmaya başlanmıştır.” Gelir dağılımındaki dengeleri olumlu etkilemek amacını taşıyan bu fonla yoksul durumdaki insanlara yardım edilmeye çalışılmıştır. Özellikle sağlık ve eğitim gibi konularda yoğunlaşan yardımlar için fondan ilgili vakıf mercilerine düzenli olarak kaynak ayrılır.

          Sadece gündelik ihtiyaçların karşılanması amacıyla vakıflara her ay aktarılan miktar toplamı 2003 yılında 109, 2004 yılında ise 158 trilyonu bulmuştur. Ayrıca 1992 yılından başlayarak yoksullardan sosyal güvenlik imkanı bulunmayanların tedavilerini karşılıksız üstlenen Yeşil Kart’ın yanında, bu uygulamaya dahil edilmeyenlerin sağlık sorunları ile ilgili yardımları da Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı üstlenmiştir. Bunun için fondan; 2003 yılı itibariyle 251,6 trilyon, 2004 yılı itibariyle 499,6 trilyon TL ayrılmış ve her iki sene için de toplam yararlanan kişi sayısı 10.065.731’i bulmuştur. Tüm bunların yanı sıra, bu fon kapsamında bulunan Sosyal Riski Azaltma Projesi ile ailelere şartlı olarak, sağlık ve eğitim yardımları yapılmaktadır. Buna göre; sağlık yardımları için 2003 yılında 28.027 kişiye yönelik 21 trilyon, 2004 yılındaysa 390.759 kişiye 22,8 trilyon TL’sı ayrılmış ancak sağlık kontrollerine gitme şartı aranmış, eğitim yardımları içinse 2003 yılında 59.026 kişiye yönelik 1,6 trilyon, 2004 yılında ise 820.837 kişiye yönelik 66,7 trilyon TL’sı ayrılmış ve çocuklarını okula gönderme şartıyla faydalanmaları sağlanmıştır. Üstelik bur şarta uyan ailelere yapılacak eğitim yardımları 12 ay süresince de devam etmektedir (www.canaktan.org).

          Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, tüm bu yardımları gerçekleştirmek için ayırmış olduğu kaynakların toplamı itibariyle 2002 yılında toplam 787.980.980 milyon, 2003 yılında toplam 651.990.273 milyon, 2004 yılındaysa 1.347.846.545 milyon TL’sı gider oluşturmuştur. Bu durum ile ilgili tabloda da net bir şekilde görülmektedir.

          Sonuç olarak, yoksullara, SYDTF’dan; sağlık, yiyecek, eğitim, proje desteği, yakacak, geçim sağlama, gündelik, (periyodik), barınma, giyecek, ortopedik malzeme, taşımalı eğitim, özürlü, afetzede yardımları gibi pek çok konuda düzenli olarak yardım yapılmakta ve ülkedeki gelir dağılımı bu sayede bir parça olsun dengelenebilmektedir.

          “Şu anda Türkiye ölçeğinde 931 adet SYDV etkinliklerini sürdürmektedir.” ‘Fak-Fuk-Fon’ diye de tarif edilen SYDV’nı, İç İşleri Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’de denetlemektedir.

 

          1.1.5. Mikro Kredi Projesi

          Herhangi bir teminata veya kefile gerek kalmadan, yoksullara istihdam kapısı aralamak suretiyle kendi başlarına iş kurmalarını teşvik eden sisteme Mikro Kredi Projesi denilmektedir.

          Muhammed Yusuf’un, Bangladeş’in içinde bulunduğu yoksulluğa çare olsun diye başlattığı bu proje 1976 yılında, ilk kez kendisinin de koyduğu bir miktar krediyle uygulamaya başlanmış ve zaman içinde yüzü aşkın ülkede pek çok fakire imkan sağlayan bir organizasyon haline gelmiştir. Yaklaşık 111 ülkede 80 milyon yoksula verilen ve 400 milyon kişiye ulaşmış olan proje, kendi kendini devamlı üreterek ayakta kalmayı başarmıştır.

          İnsanlara hali hazırdaki yardımlarla değil kendi çabalarıyla gelir elde etmelerini sağlaması gizli yetenekleri gün yüzüne çıkarmış, 1983 yılında mikro kredi dağıtım kuruluşu olan Grameen Bank’ın kurulmasıyla da çeşitli ülkelerde pek çok yoksula ulaşan bir sistem haline gelmiştir.

          Bu kredi 2003 yılı itibariyle Diyarbakırlı yoksullara verilerek Türkiye’deki Grameen Projesi’nin başlangıcını oluşturmuştur. Diyarbakırlı yoksullara verilmiş olan 645.000.000.TL’lık krediden 1.070 kadın faydalanmış ve kadınlar aldıkları kredileri rahatlıkla geri ödeyebilmişlerdir.

          Bundan sonra da Türkiye’de yaklaşık 6000 kadar yoksul iş kurma imkanına kavuşmuştur. Bir yıllığına kullandırılmak üzere verilen kredilerin geri ödemeleri de haftalık olacak şekilde eşit miktarlara bölünmüştür. Tekrar kullanılmaları içinse önceki alınmış olan kredilerin zamanında ödenmiş olmaları şartı aranmaktadır. Özellikle Diyarbakır’da bu şarta harfiyen uyarak kredilerini geri ödemiş olan bayanlar neredeyse %100’dür. Buradaki başarıdan sonra aynı kredilerin Van’da da dağıtılmasına karar verilmiştir. Sivil toplum kuruluşlarının mali desteği ile 480 aile verilmesi kararlaştırılan kredileri iş kurmak amacıyla kullanmak isteyen bayanlara kendilerinden herhangi bir belge talep edilmeksizin kolaylıklar da sağlanmıştır (Coşkun, Vural, 2002).

          Türkiye’de 2002 yılında kurulmuş olan diğer bir mikro kredi kurumu olan Maya, 31 Haziran 2004 tarihi itibariyle o zamana kadar toplam 960.000.000.000.TL kredi dağıtmış ve ticaret – üretim – hizmet sektörleri başta olmak üzere tuhafiye, terzilik, kozmetik, temizlik, el işi ve hediyelik eşya iş kollarında iş kurma imkânı sağlamıştır. Bu haliyle, 2003 yılında gündeme getirilmiş olan Grameen mikro kredi projesi ile birlikte pek çok yoksulun gelir kapısı haline gelmiştir.

          Türkiye’de yaklaşık 1 milyon sokak çocuğu, 4 milyon çocuk işçi, 730 bin topraksız köylü ile küçük ölçekli çiftçi, pek çok da işsiz ve yoksul insanın yaşadığı bilindiği ve bunların en çok Karadeniz, Doğu – Orta ve Güneydoğu Anadolu’da yoğunlaştığı görüldüğünden mikro kredi imkanını kullandırmak üzere kilit bölge olarak buraları seçilmiş, ülkedeki bu yoksullara iş imkanı sunularak onların da orta gelir grubuna yükselmelerini sağlamak amaçlanmıştır. Bu konuda diğer ülkelerdeki çalışmalara bakıldığında ise son on yıl itibariyle mikro kredi imkanının en çok Afrika’daki zanaatkârlara, Latin Amerika’daki yoksul girişimcilere ve Güneydoğu Asya’daki tarım kooperatiflerine kullandırıldığı görülmüştür.

 

          1.1.6. Türkiye Cumhuriyetinin 2007 – 2013 Yılları Arasında Uygulama Koyacağı Yoksullukla Mücadele Programı

          Yoksulluk ve gelir dağılımındaki dengesizlik, sürdürülebilir büyüme ve istihdam, eğitim, sağlık ve çalışma hayatı politikalarıyla kalıcı bir şekilde azaltılacaktır. Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski taşıyan birey ve grupların ekonomik ve sosyal hayatta yer almaları sağlanacak ve yaşam kaliteleri yükseltilecektir.

          Transfer politikaları, gelirin yoksullar lehine yeniden dağıtımının sağlanması yoluyla etkili hale getirilecektir. Bu kapsamda, sosyal güvenlik sisteminin, sosyal risklere karşı toplumun her kesimine güvence sağlayarak gelir dağılımını iyileştirici bir etkiye sahip olması sağlanacaktır.

          Yoksulluğun azaltılmasına yönelik hizmetler, yoksulluk kültürünün oluşmasını önleyici ve yoksul kesimin üretici duruma geçmesini sağlayıcı nitelikte olacaktır.

          Kayıtdışı çalışan yoksulların, sosyal güvenlik kapsamına alınması ve düzgün işlerde çalışması için gerekli tedbirler alınacaktır.

          Yoksul kesimlere yönelik ekonomik faaliyetler çeşitlendirilecek şekilde gelir getirici projeler desteklenecektir. Özellikle, kırsal kesimde ve az gelişmiş bölgelerde girişimcilik teşvik edilecektir.

          Kadınların ekonomik ve sosyal hayata katılımlarını artırmak için; bu kesime yönelik mesleki eğitim imkanları geliştirilerek istihdam edilebilirlikleri artırılacaktır.

          Kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla, bu konudaki toplumsal bilinç artırılacaktır.

          Özellikle kırsal kesimdeki kız çocuklarının, özürlülerin ve düşük gelirli ailelerin çocuklarının eğitim ihtiyaçlarının karşılanması desteklenerek bu kesimlerin eğitime erişimleri kolaylaştırılacaktır. Ayrıca, çocuk işçiliğini önleyecek tedbirler alınacak ve etkili bir şekilde uygulanacaktır.

          Çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi için ideal ortam olan aileye yönelik eğitici programlar yaygınlaştırılacaktır.

          Yaşlılara yönelik olarak evde bakım hizmeti desteklenecek, kurumsal bakım konusunda ise huzurevlerinin sayısı ve kalitesi artırılacaktır.

          Özürlülerin ekonomik ve sosyal hayata katılımlarının artırılmasına yönelik, sosyal ve fiziki çevre şartları iyileştirilecek, özel eğitim imkanları ve çalışma ortamının özel olarak düzenlendiği korumalı işyerleri geliştirilecektir.

          Tarımdaki yapısal değişim sonucu kente göç eden vasıfsız ve yoksul insanların işsizlik riskini azaltmak için aktif istihdam politikaları geliştirilecektir.

          Yoksulluk ve sosyal dışlanmanın önlenmesine yönelik politikaların uygulanmasında ve bunlara yönelik eğitim, barınma ve istihdam gibi hizmetlerde, merkezi idare ve mahalli idareler ile sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere tüm kesimlerin koordineli bir şekilde çalışması sağlanacaktır (DPT, 2006).

 

          1.2. Dünyada Yoksulluk İle Mücadele Programları

          Yoksulluk ile mücadele programları, kıtlık olan ülkelere direkt gıda yardım programları, yoksulların işgücü piyasalarındaki konumlarını iyileştirmeye yönelik projeler, tarımda istihdam ve verimliliğin artırılmasına yönelik projeler, mesleki eğitim ve kredi olanaklarının yoksullara sağlanmasına yönelik projeler, yol, sulama ve ağaçlandırma gibi alanlarda düşük ücretli istihdam yaratan projeler, yoksullara küçük projelerini hayata geçirmek için verilen destek kredileri, vs.’den oluşmaktadır.

          Gıda alanındaki önlemler, Güney Asya’daki kadın ve çocuklara yönelik gıda programları, körfez savaşı ertesi açlık tehlikesi yaşayan halka dağıtılan gıda maddeleri, artan yoksulluk karşısındaki siyasal gerilimi azaltmak için Şili ve Bangladeş’te halka yönelik gıda yardımları vs. sayılabilir (Şenses, 2001)

          Dünya ölçeğinde yoksullukla mücadele konusunda çalışan resmi teşkilatlar, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler, Asya Kalkınma Bankası, Afrika Kalkınma Bankası, Inter-Amerikan Kalkınma Bankası vs. kuruluşlardır. Asya ve Afrika kalkınma bankaları Asya ve Afrika ölçeğinde yoksulluğun azaltılması yönünde hizmet verirlerken, Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası tüm dünyada yoksulluk ile mücadeleyi sürdürmektedir.

          Bu kuruluşlardan Birleşmiş Milletler, yoksulluk ile mücadelesini birkaç platformda sürdürmektedir. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), UNICEF bu platformlardandır. Dünya Gıda Programı, tüm bu çalışmalar arasında en çok dikkat çeken ve yoksulluk ve açlığa direkt olarak yardımlar ile cevap verebilen bir programdır. Büyük ölçekte açlığın ve fakirliğin hâkim olduğu bölgelere direkt gıda yardımını sağlayan bu programın 2004 yılı toplam maliyeti 3,1 Milyar Dolar olarak gerçekleşmiştir. En çok gıda ulaştırılan bölgeler ise, Kuzey Uganda, Batı Afrika, Bangladeş, 2005 yılı Tsunami felaketinde zarar gören bölgeler, Haiti, Kamboçya, Afganistan ve Irak ülkeleridir. Toplamda 2004 yılında 80 ülkedeki 113 milyon insana ulaşılmış, 1,6 milyon tonu Irak’a olmak üzere, toplamda 5,1 milyon ton gıda yardımı yapılmıştır.

          Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, ulusal düzeyde üretken varlıklara ve ekonomik fırsatlara ulaşılması noktasında destek sunmak, fakirlik programlarını ulusal düzeyde ekonomik programlara taşımak, ticaret reformu ile küresel ticarete destek vererek ülkelerin kalkınmasına öncelik etmek üzere çalışmaktadır.

          UNICEF, (United Nations Children’s Fund), yerel hükümetler, sivil toplum kuruluşları, diğer birleşmiş milletler birimleri ve özel sektör ile çalışarak çocukların yaşam koşullarını iyileştirip onların temel haklarını korumaktadır. 2004 yılında Dünya Gıda Programı ile yapılan koordineli çalışma sonucu, 16,6 milyon okul çağındaki çocuğa UNICEF ile ulaşılmış ve 72 ülkede çocukların beslenmesine katkıda bulunulmuştur.

          Dünya Bankası, daha çok sivil toplum kuruluşları ile küresel, bölgesel ve ülke ölçeğinde çalışmaktadır. Bu sivil toplum organizasyonları, yardım götürülen ülkelerdeki yerel sivil toplum organizasyonları, dini temelli organizasyonlar, yerel yardımsever vatandaşlar ve yerel vakıflardır. Bu kuruluşlara yardım Dünya Bankasının politikasına uygunluk derecesine göre yapılmaktadır. Başlıca iki kuruluş aracılığı ile yardımlarını sürdüren Dünya Bankası, daha çok kalkınma için düşük maliyetli, maliyetsiz veya karşılıksız kredi veren bir kuruluştur. Yardımlarını Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası (International Bank for Reconstruction and Development (IBRD)) ve Uluslararası Kalkınma Örgütü (International Development Association (IDA)) aracılığı ile sürdürmektedir (World Bank, 2004). Her iki kurum da, küresel fakirliğin azaltılmasında ve hayat standartlarının yükseltilmesinde Dünya Bankasının misyonuna hizmet etmekte ve 184 üye ülkenin desteği ile bu vazifeyi yerine getirmektedir. IRBD, orta gelir seviyesine sahip ve kredi notu düşük fakir ülkelere odaklanmışken; IDA, dünyanın en fakir ülkelerine yönelmiştir. Dünya Bankası bu kurumlar aracılığı ile düşük faizli kredi, faizsiz kredi ve hibe şeklinde bu ülkelerdeki eğitim, sağlık, altyapı, iletişim ve diğer hizmetleri finanse ederek fakirlikle mücadele etmek istemektedir (Şenses, 2001).

          Dolaysız yoksullukla mücadele programlarının etkinliği ve yoksulluğun azaltılmasındaki nihai başarısı için üç temel ko­şulun sağlanması gerekmektedir. Bunlardan birincisi, yoksul­lukla mücadelenin genel kamuoyu tarafından öncelikli bir he­def olarak benimsenmesi ve bu yönde uygulanacak somut program ve politikaların toplumda yaygın destek bulmasıdır. İkinci koşul, bu program ve politikaların hedeflediği yoksul kitlenin iyi belirlenebilmesidir. Bu programların etkinliği için gerekli üçüncü koşul, uygulamanın şeffaf olması ve her kade­mede hızlı karar alabilecek bürokratik kadroların varlığıdır.

          Dolaysız yoksullukla mücadele programları incelenirken ya­pısal uyum programları çerçevesinde, ağırlıkla Latin Amerika ülkelerinde uygulananları diğerlerinden ayrı değerlendirmek gerekmektedir. Zira, bu programlar ilk planda, yapısal uyum programlarının olumsuz etkilerinin bir ölçüde telafi edilmesi­ni ve bu yolla uyum programlarına karşı oluşan tepkileri yu­muşatmayı amaçlamışlardır. Devletin küçültülmesi amacıyla tutarlı olarak, sosyal hakların bütün kesimlere yaygınlaştırıl­masını öngören sosyal devlet anlayışı yerine seçici ve hedef­lenmiş sosyal programların ikame edilmesi ve sosyal politika alanının giderek özelleştirilmesi bu programların önde gelen diğer amaçları arasında yer almıştır (Şenses, 2001).

          Yoksullukla mücadele politikaları üzerinde yapılan tartışma­lar, dolaysız ve dolaylı politikalar ekseninde odaklanmış olsa da, bu iki yaklaşımı birleştirmeye yönelik çabalara da rastlan­makladır. Zaman içinde bazı önemli değişiklikler göstermesine karşın, Dünya Bankası’nın yoksullukla mücadele yaklaşımı bu çerçevede değerlendirilebilir. Bu yaklaşım, genel olarak, Kuznets’in gelir dağılımının büyümenin ilk aşamalarında bozulaca­ğı, ama daha ileri bir aşamada ulaşılacak yüksek gelir düzeyin­den sonra daha eşitlikçi bir yapıya kavuşacağı iyimser beklentisine, yani, özünde, dolaylı yaklaşıma dayanmaktadır. Ancak Dünya Bankası, yoksullukla mücadele yaklaşımında zaman za­man buna ek olarak, beslenme, toprak reformu, kredi, sağlık ve eğitim gibi alanlarda çeşitli dolaysız önlemlere de yer vermiştir. Dünya Bankası’nın 1980 Dünya Kalkınma Raporu, örneğin, ağırlıkla yoksulların kullandığı gıda mallarına sübvansiyon uy­gulanmasını, bunların ağırlıkla yoksulların yaşadığı yerleşim yerlerine doğru hedeflenmesini ve bu programların finansmanı için ise, “şaşaalı projelerden” vazgeçilmesi, ulusal savunma harcamalarının kısılması, vergilerin artırılması ve yeni vergiler konması gibi politikalar önerdi.

          Dünya Bankası’nın, on yıllık bir aradan sonra yoksulluk ko­nusuna yeniden dönüşünü simgeleyen 1990 Dünya Kalkınma Raporu ise, yoksulluğun azaltılması stratejisini üç temel unsur üzerinde kurguladı. Bunlardan birincisi, yoksulların sahip olduğu en önemli üretim faktörü olan emeğe dayalı büyüme­dir. Bu yolla, yoksullukla mücadelede dolaylı yaklaşım ve ku­ruluş yıllarından beri Dünya Bankası’nın AGÜ için vurgulaya-geldiği serbest piyasalara dayalı emek yoğun gelişme modeli yoksullukla mücadele kapsamında bir kez daha ön plana çıka­rılmış olmaktadır. İkinci unsur, büyümenin, yoksulların iyi beslenme olanaklarına, sağlık ve eğitim hizmetlerine, altyapı­ya, teknolojiye ve sosyal ve siyasal kurumlara erişimini artır­mayı amaçlayan ve sivil toplum kuruluşları ve toplulukların kendi katkılarını ön plana çıkaran dolaysız önlemlerle destek­lenmesidir. Böylece, Dünya Bankası, 1970’li yıllarda benimse­diği temel ihtiyaçlar stratejisinin ana unsurlarını yeni yoksul­luk stratejisine taşımakta, ayrıca, bir yandan beşeri sermayeyi ön plana çıkaran yeni büyüme kuramlarıyla, diğer yandan da devlete biçilen dar sınırların içinde kalarak yapısal uyum poli­tikalarıyla tutarlı bir tavır sergilemiş olmaktadır (Şenses, 2001).

         SONUÇ

          Adil olmayan gelir dağılımı ve yoksulluk sorunu, gerek dünya gerekse Türkiye’de çok uzun yıllardır varlığını sürdürmektedir; ancak konunun 1980’ler sonrasında daha çok gündeme geldiği de kabul edilmesi gereken bir gerçektir. Kuşkusuz; tüm dünyada artan küreselleşme eğilimleri ve ülkemizde uygulanan yeni ekonomik politikalar, bu değişiklikte başroldedirler.

          Yoksullukla mücadele teknik ve ekonomik olduğu kadar, aynı zamanda sosyal ve politik bir süreçtir. Ekonomik küreselleşmenin; özellikle gelişmekte olan ülkelerde, iş ve gelirde güvensizliği, işsizlik ve yoksulluk riskini daha da arttırdığı gerçeği göz önünde bulundurulursa; dünya ile bütünleşmeyi arzulayan Türkiye’nin bu süreçte etkin olabilmesi için; devletin sendikasız ucuz işgücü yaratmak ya da buna teşvik etmek yerine, işgücünün kalifiye ve örgütlü olmasında ve sosyal güvenceli çalışma koşullarının oluşturulmasında öncü olması gerekir. Genç nüfusun eğitimi, iş kurmak isteyenlere kredi olana

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !