SİGORTA İŞLEVLERİ VE SİGORTACILIK UYGULAMALARI

              II. BÖLÜM              1. SİGORTA İŞLEVLERİ

              Sigorta işlevleri; mikro işlevler ve makro işlevler olarak 2’ye ayrılmaktadır. Bu bölümde mikro işlevlerin konumları ve makro işlevlerin konumları ele alınmaktadır. 

 

              1.1. Sigortanın Mikro İşlevleri

              Sigortanın mikro işlevlerinin risk yönetimi ve girişimciler açısından olan işlevleridir.

 

              1.1.1. Güvence Sağlanması

              Sigortanın ilk işlevi; güvence sağlanmasıdır. Sigorta istatistikî metodlarla risk sonuçlarının »geniş bir kitleye dağıtarak ve riski taşınabilir hale getirerek sigortalıya güvence sağlar. Güvence altında olan sigortalıya güvence sağlar. Güvence altında olan sigortalı tesadüf olumsuzlukların oyuncağı olmaktan korunur ve moral verir. Sigortanın kişilere sağladığı güvencenin kitleye yayılımıyla toplumda bundan yararlanır. Mevcut varlıklar emniyete alındığı gibi, sermayedarlar da çekinmeden yeni yatırımlar yapabilir.

 

              1.1.2. Sermaye (Kapitali Birikimi)

              Sigortanın ikinci işlevi de; sermaye birikimidir. Gerçekten sigortalılardan küçük reklamlar olarak alınan primlerin toplanmasıyla büyük miktarda sermaye birikimi oluşur. Bu birikim uzun süreli yaşam sigortalarında büyük bir önem kazanır. Biriken sermaye sigortalıların uğrayacakları zararların karşılığıdır. Bu nedenle oluşan sermaye birikimi sigortalının çıkarı nedeniyle »sınırlı olarak kullanılır. Sigortalar, sermaye birikimi açısından ülke ekonomilerine büyük katkılarda bulunur, yatırımlar artar.

 

              1.1.3. Girişimcinin Risk Karşılığı Dondurduğu Sermaye Miktarı

              Girişimci “oluşacak riskler karşısında zararını kendi kendine amorti etmek için »sermaye ayırmak zorunda kalsaydı” yatırımlarını da kısmak zorunda kalacaktı. Bu tutar sigortalamadaki gibi riski karşılayacak olanlar çok sayıda olmadığından, prim tutarıyla kıyaslanamayacak kadar büyük bir tutar olacaktır. Oysa sigorta»riski emniyetlendirdiğinden prim tutarı dışında sermayesini rahatlıkla yatırımlara çevirerek, yatırım hacmini arttırabilecekti.

               1.1.4. Kredi Sağlaması

              Sigortanın dördüncü işlevi; kredi sağlamasıdır. Bu kredi hem sigortalı, hem de toplum açısından işler. Örneğin; bir gayrimenkul ipoteğini teminat göstererek borç isteyen kişi ancak gayrimenkulünü sigortalayarak isteğine kavuşur.

 

              1.1.5. Sigortanın Uluslararası Rolü

              Sigorta tekniği riskin dağıtılmasından yanadır. Bu nedenle sigorta şirketleri bunun yolunu aramış ve kapsamını genişletmişlerdir. Böylelikle, sigorta firmalarının portföyü kendi ülkesi dışına çıkmıştır. Sigorta şirketleri ülke dışındaki oluşan işler içinde güvence verebilir ve dış ülkelerden gelen işler geniş sahalı portföy oluşturur. Yine ayrıca sigortacılar uluslar arası reasürans yoluyla riski dış ülkelere dağıtırlar. Tabi ki dışarıda ki riskleri de paylaşırlar.

 

              1.1.6. Tesislerin Riziko Açısından İyileştirilmesi

              Sigortanın bir işlevi de; tesislerin risk açısından iyileştirilmesi için sağladığı faydadır. Sigortacılar bilgi ve deneyimleri sonucu hasarların azaltılması için alınması gereken tedbirler için sigortalılara önerilerde bulunur. Riskin iyileştirilmesinde yapılan tavsiyelere uyulduğu veya fazla tehlike arz etmeyen tesisler için indirimli, düşük fiyat; buna karşılık yeterli görülmeyen, riskli tesisler için yüksek fiyat uygulanmaktadır.

 

              1.2. Sigortanın Makro İşlevleri

              Sigortanın bu işlevi, ekonomide bir sektör olarak yer almasından kaynaklanır.

 

              1.2.1. Tasarruf Politikaları ve Kaynaklar İçinde Sigortacılığın Yeri, Katkısı

              Bu noktada sigorta “kişilerin türlü nedenlerle kendi kendine tasarruf ayırmadığı bölümlerinin” düzenli ve belirli aralıklarla birikmesini sağlar. Çünkü sigorta işlemleri sonunda ödenen primler tasarruf sayılır.

 

              1.2.2. Sigorta Fonlarının Diğer Tasarruf Araçlarına Üstünlüğü

              Sigorta kavramı devredilen risk karşısında oluştuğundan kişi ve kurumlara alternatif maliyet kolaylığı sağlar. Bu tasarrufun toplanma maliyeti, sadece işletme masraflarıdır. Reasürans yoluyla milli gelirde oluşacak kaybı yok eder. Sigortanın en önemli üstünlüğü ise; gelir yaratıcı ve maliyet arttırıcı etkisi olmadığından enflasyona yol açmaz.

 

              1.2.3. Sigortacılığın İstidama Etkisi

              Sigortacılıkta istihdam edilen personelin, toplam istihdamdaki payı düşük kalmakla beraber istihdama dolaylı etkisinin büyük olduğu söylenebilir. Sigorta sektöründe oluşan fonlar uzun vadeli ve sanayi yatırımlarına aktarılması ile yeni fabrika ve işyerleri kurulacak ve yeni iş alanları açılacaktır. Sigortanın sağladığı güvence ile cesurca yapılan yatırımlarda istihdama olumlu etki yapacağı kesindir.

 

              1.2.4. Sigorta Sektörünün Vergi Gelirlerine Etkisi

              Sigortacılık “sigorta işlemlerinden doğan gelirler sonucu vergilere de katkıda bulunur. Sigortacılığı gelişmiş ülkelerde vergiler, toplam vergiler içinde önemli bir paya sahiptir.

 

              1.2.5. Ödemeler Dengesine Etkisi

              Sigorta sektörü yaptığı işlemlerden ötürü, bir hizmet sektörü niteliğindedir ve gelir ve giderleri ödemeler bilançosunun görünmeyen kalemler kısmında yer alır. Sigorta birçok ülkede ihracatı teşvik politikalarından biri olarak kullanılır. İhracat riskleri güvence altına alınır ve ülkenin global pazar rekabeti artar

 

              1.2.6. Kalkınma Ve Refah Düzeyine Etkisi

              Sigorta tasarrufları, iç ve dış tasarruflar açısından büyüklük ve yaygın olabilme özellikleriyle ülke gelirinin ve dolayısıyla refah düzeylerinin artmasını sağlar. Kişilerin karşılaşacakları aynı tür risklere karşı birleşmeleri ve tek başlarına taşımayacakları iktisadi çöküntüleri çoğunlukla dağıtarak önlemeleri sigortanın temelini oluşturur. Sigorta, bu sosyal dayanışma işlemini organize eder (www.ödevsel.com.tr).

 

              1.3. Türk Sigorta Sektörünün Mevcut Durumunun Değerlendirilmesi

              Finansal sistemlerde yatırımların finansmanında iki farklı finansman modeli bir arada kullanılmaktadır. Bu finansman modelinin birincisinde, bankacılık sistemi etkin bir rol üstlenirken (gelişmekte olan ülkelerde) ikinci modelde ise, sermaye piyasaları ön planda bulunmakta ve asli işlevleri üstlenmektedir (gelişmiş ülkelerde).

              Türk finans piyasasında da, diğer gelişmekte olan ülkelerin finans piyasalarında olduğu gibi,  fonların toplanması ve dağıtılmasında birinci model olan bankacılık sistemi ağırlıklı model etkin bir rol oynamaktadır. Gelişmiş en önemli kurumlar olan bankalar, reel kesime kaynak yaratmada, mevcut yatırımların finansmanında ve yeni üretim kapasitelerinin yaratılmasında etkin roller üstlenmektedirler.

              Türk finans sektörü, gelişiminin henüz ilk aşamalarında bulunmaktadır.  Bu sektörde banka kredileri ve dolayısıyla bankalar en büyük paya sahiptir, finansal sistemdeki aktiflerin yaklaşık olarak % 85’ini banka kredileri oluşturmaktadır.

              Sermaye piyasaları içerisindeki en büyük pay ise %90 ile devlet tahvillerinindir.

              Sigorta şirketleri, özel emeklilik fonları, leasing, faktoring ve risk sermaye şirketleri gibi banka dışı finansal kurumlar, finansal sistemdeki varlıkların yaklaşık olarak sadece %15’ini oluşturmakta ve milli gelirden toplam %10’luk pay almaktadır.

 OECD ülkelerinde sigorta sektörünün payı ortalama olarak  %9,1’dir.  Fakat OECD ülkeleri arasında, sigorta sektörünün payı açısından büyük farklılıklar bulunmaktadır.

              Lüksemburg’da bu pay %30.4’e kadar ulaşırken, Türkiye’de %1.5 civarında bulunmaktadır. Bu veriler bize, Türkiye’de sigorta sektörünün henüz ekonomik büyümeye önemli bir katkı sağlayamadığını göstermektedir.

              Prim gelirleri açısından değerlendiğimizde, OECD üyesi ülkeler arasında en yüksek sigorta primine sahip olan ülke 1 milyar$ ile ABD’dir. Onu yaklaşık 250.380 milyon$ toplam primle İngiltere izlemektedir. Türkiye’nin ise toplam prim tutarı 3.5 milyon $’dır. Türkiye bu tutarla OECD ülkeleri arasında en son sırada yer almaktadır.

                   Türk Sigorta Sektörünün Diğer Rekabet Sorunları    

              1. Sigorta şirketlerinin ve sektörün aktif tutarı çok küçüktür. Türk sigorta sektörünün aktif büyüklüğü 7.8 milyar euro civarındadır.

               (Axa: 1.06 trilyon Euro

              Allianz: 997 milyar Euro

              Generali: 310 milyar Euro

              Aviva: 263 milyar Sterlin)

              Türk Sigorta Sektörünün Diğer Rekabet Sorunları

              2.  Sigorta sektöründeki toplam prim tutarları çok düşüktür.

             3. Sektördeki şirket sayısı ve istihdam miktarı azdır.
              4. Sektörün yasal alt yapısı henüz tamamlanmamıştır.

              AB ile uyumlu olarak hazırlanan Sigortacılık Kanunu Tasarısı henüz yasalaşmamış ve bu nedenle ilgili ikincil mevzuat çıkartılamamıştır.

              AB’nde ise; Avrupa Komisyonu, yeni düzenlemelerin sektörde yarattığı kaosu engellemek; sektöre yansıyan yüksek maliyetleri azaltmak; mevcut düzenlemelerin etkin ve verimli uygulanmasını sağlamak amacıyla 2005 yılında, sigorta sektörünü düzenleyen mevzuatın basitleştirilmesi ve uyumlu hale getirilmesi çalışmalarına başlamıştır.

              5. Sigorta sektöründeki uyuşmazlıklar hızlı ve etkin bir biçimde çözülememektedir.

              Bu amaçla, Sigortacılık Kanunu Taslağı’nda da Birlik bünyesinde faaliyet gösterecek bir tahkim mekanizması kurulması öngörülmektedir.

              AB’nde ise; tüketici uyuşmazlıklarının, mahkeme dışı yöntemlerle çözümü teşvik edilmektedir.

              6. Avrupa sigorta sektöründeki ürün çeşitliliğine henüz ulaşılamamıştır.

              Sorumluluk sigortaları genel şartları yeni yayınlanmış olup, mortgage sigortaları ile ilgili genel şartların ise, mortgage ile ilgili yasanın çıkmasını takiben yayınlaması beklenilmektedir.

              7. Türkiye’de finansal eğitim ve bilinç seviyesi çok düşüktür ve bu konuda pek fazla çalışma yapılmamaktadır.

              Bugün rekabet sıralamasında en üst sıralarda yer alan ülkelerde dahi, finansal eğitim ve bilinç seviyesi düşük olarak kabul edilmekte ve artırılması yönünde çalışmalar yapılmaktadır.

              8. Türkiye’de, sigorta istatistikleri yetersiz ve karşılaştırılabilir nitelikte değildir.

              Bu da sigorta sektörüne yabancı yatırımların girmesi yönünde bir engel oluşturmaktadır.

              9. UFRS’ye tam olarak uyum sağlanamamıştır.

              AB ülkelerinde ise, UFRS 2005 yılı Ocak ayından beri uygulanmaktadır.

 

              1.4. Krizin Sigortacılığa Zincirleme Etkisi

              Hani tekstilde dönemsel indirimler vardır. Mağazalar belli başlı aylarda “fırsat” adı altında kampanyalar düzenlerler; “yüzde 50 indirim”, “üç tane alana bir tane bedava”, “kredi kartına 10 taksit” gibi. Hatta bugün bir otomobil alana bir otomobil bedava veriyorlar. İşte sigorta şirketleri şimdilerde kasko sigortasında aynı tarz kampanyalara başladılar. Nedeni de ekonomik kriz. Malumunuz, bugün dünya global ekonomik krizle çalkanıyor. Türkiye ise, geçen senenin ortalarından itibaren ekonomik durgunluğun içine zaten girmişti ve global kriz de üzerine gelince kimi sektörler bu durumdan ciddi anlamda etkilenmeye başladı. Bu sektörlerin başında da sigortacılık geliyor. Çünkü sigorta sektörü ekonomideki dalgalanmalardan, tüketicilerin alış-veriş ve tasarruf eğilimlerinden birebir etkilenen bir sektör. Daha açık bir anlatımla, kriz dönemlerinde ticari işletmelerden tutun da sokaktaki vatandaşa kadar hemen hemen tüm kesimler, ilk tasarruf tedbirine sigorta harcamalarını kesmekle başlıyor.

 

              Otomobil Piyasası Etkiledi

              Diğer taraftan da kriz nedeniyle otomobil ve konut satışlarındaki durgunluk direk olarak sigortacılığa yansıyor. Yani, otomobil şirketi otomobil, inşaatçı da konut satamayınca sigorta şirketi de sigorta yapamıyor. İşte bugün durum aynen budur. Kriz nedeniyle otomobil ve konut satılamadığı için sigorta sektörünün neredeyse ana girdisini oluşturan kasko ve konut poliçeleri satışı sekteye uğradı. Öte yandan, bankalar da kredi vermedikleri ya da kriz nedeniyle tüketiciler kredi kullanmaktan kaçındıkları için hayat sigortası satışı da neredeyse durma noktasına geldi. Yani, sigorta şirketleri yeni poliçe kesemiyor, dolayısıyla da prim üretemiyor.

          

              Yıl Sonu da Değişmeyecek

              Bu tablonun yılın sonun da değişmeyeceğini, hatta Türkiye’yi de etkisi altına alan global kriz nedeniyle durumun çok daha kötü olacağını bilen sigorta şirketleri, şimdilerde özellikle kasko sigortasında fiyatları daha da aşağı çekip, kampanyalar düzenleyerek bir anlamda ayakta kalma mücadelesi veriyor. Niye kasko sigortası diyecek olursanız. Sigorta şirketlerinin en fazla poliçe satıp, prim ürettikleri branş bu da ondan. Dolayısıyla kasko sigortasında hiçbir şirketin pazar kaybına tahammülü yok. Şunu da belirteyim. Bu fiyat rekabetiyle oluşan damping dönemi tüketicinin yararına ama sigorta şirketlerinin çok ciddi zararına. Ve önümüzdeki yıllarda bunun faturasını birileri ödeyecek. O birileri de biliyoruz ki, tüketici olmayacak.

 

              Fiyatlar Aşağı Çekiliyor

              Bakıyorsunuz, 9 ayda sigorta şirketleri toplam 8.8 milyar YTL prim üretimi gerçekleştirerek, geçen yılın aynı dönemine oranla üretimde yüzde 10,25 artış göstermişler. Tabi, ortada yüzde 10’luk bir artış gözüküyor. Ancak bunu enflasyondan arındırdığınızda ki, -eylül ayında enflasyon TÜFE’de yüzde 11.13’dü- ortaya yüzde 0.98’lik bir küçülme çıkıyor. İşte bu yüzden mevcut duruma kötünün iyisi diyorum. Bakıyorsunuz, 2007 yılının 9 aylık döneminde sigortacılar toplam 23 milyon 128 bin adet poliçe satışı gerçekleştirmişken, 2008’in aynı döneminde poliçe satışını 26 milyon 344 bine çıkarmışlar. Yani, poliçe sayısı yüzde 14 artmış.


             
3. BÖLÜM              1. SİGORTACILIK UYGULAMALARI

              Türkiye’de ve Dünya’da sigorta sektörünün gelişimine değinilmiştir.

 

              1.1. Türkiye’de ve Dünyada Sigortacılık

              Dünya’da, modern anlamı ile sigortacılık; gerçekleşebilecek fiziki risklerin ticari yaşam ve dolayısı ile ekonomik faaliyetler üzerindeki olumsuz etkilerini giderebilmek düşüncesinden hareketle başladı. Ekonomik kayıpların sigorta şirketleri tarafından önlenerek giderilmesi sigorta olgusunun yaygınlaşmasını getirdi. Ancak sigortacılar bu riskleri üstlenirken zamanla büyük bir fon birikimine sahip olduklarını gördüler. Tacirlerden alınan primlerin oluşturduğu bu fonların atıl bir kapasite olarak beklemesi ekonomik açıdan doğru bir karar olamazdı. Bu noktadan hareketle sigorta kuruluşları banka kurmak yoluna giderek ellerindeki fonları ekonomiye aktarmaya başladılar. Bu, piyasa koşulları içinde gelişen doğal bir süreçti.

              Türkiye’de başlangıçtan itibaren sigorta şirketlerinin kurulmasına bankalar öncülük etmiştir. İlk dönemlerde Türk Sigorta Sektörü ana işlevi olan ekonomik kayıpların engellenmesi yönünde faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu dönemde sigorta sektörü devlet tarafından belirlenen tarifeler ve uygulamalarla sınırlı olarak faaliyet göstermekte idi. Ayrıca yeni sigorta şirketi kurulması da mümkün değildi. Sektörün gelişimi, 1990 yılında korumacılığın kalkması ve serbest tarife rejimine geçilmesi ile ivme kazandı ve fon yaratma olgusu bu dönemden sonra ciddi biçimde gerçekleşmeye başladı (www.senturk.com).

              1990’da serbest tarife rejimine geçilmesi ve şirket kuruluşlarına izin verilmesi ile önemli bir adım atılmıştır. Her şirket, ticari yaklaşımları ve politikaları doğrultusunda varolan ürün yelpazesini geliştirmiş ve tarifelerini oluşturmuştur. İlk yıllarda fiyatlandırmalarda teknik ölçülere sığmayacak bazı uygulamalar olmuş ise de daha sonra şirketlerin teknik karlılıklarının önemli ölçüde düşmesi ve buna bağlı olarak yurtdışı piyasalarda yaşanan olumsuzluklar fiyatların belirli ölçüler içinde seyretmesini sağlamıştır. Tarifelerin serbest bırakılmasından sonra bu sorunların yaşanması doğaldı.

Önemli olan çözüm bulunabilmesi konusunda gerek sektörün gerekse devlet otoritesinin kararlı bir tutum içinde hareket etmiş olmalarıdır. Esasen sektörümüzün Dünya sigortacılığı içinde gerçek yerini alabilmesi için daha hızlı adımlar atılmasına ihtiyaç vardır. Ülkemizin ekonomik açıdan potansiyeli göz önüne alındığında kişi başına üretimin 13 US$ seviyesinde ve milli gelire oranının % 0.8 düzeyinde olması düşündürücüdür. Bu rakamlar; 1980’li yıllardan itibaren Türkiye ekonomisinde, gerçekleştirilen köklü reformlar sonucu sağlanan dinamizmin sigortacılık açısından aynı düzeyde olmadığını göstermektedir. Ancak 1990’dan sonra serbest tarife ortamının etkisi ile gerek ürün çeşitliliği gerekse hizmet sunumu açılarından büyük bir gelişim sürecine giren sektörümüz, sorunları aşarak; sigortalılara, belirli kalitede çağdaş hizmet verebilir duruma ulaşmıştır.

              Bugün ülkemizde herhangi bir alanda yatırımcılara “risk” olarak gözüken herşey Türk Sigorta şirketlerince teminat altına alınabilir durumdadır. Şirketler, mali yapılarını giderek güçlendirmektedirler. Önümüzdeki dönemde yatırım enstrümanları açısından sağlanabilecek esnekliklerle, prim girdilerinin daha da verimli şekilde değerlendirilmesi mümkün olabilecektir. Bunun en önemli etkisi, sigorta şirketlerinin elindeki fonların dolaylı olarak ekonomik yaşama geri dönmesi, yatırıma yönlenmesidir. Son yıllarda özellikle Sosyal güvenlik kurumlarının içinde bulunduğu durum konusundaki tartışmalarda da, bu kuruluşların yeniden yapılanması sürecinde özel sigorta şirketlerinin yer almasının gerekliliği fonların verimliliği açısından makul görünmektedir. Bu çerçevede varılması gereken nokta açıktır. Sigorta sektörü, finans sektörünün içinde önemli bir yere sahiptir ve yakın bir gelecekte etkisi hissedilir bir biçimde artacaktır (www.senturk.com).

         

              1.2. Türk Sigorta Sektörünün Gelişememe Nedenleri ve Sonuçları

              Türk sigorta sektöründe büyüme süreci ve yabancı sermaye ilgisi 2007 yılında da devam etmiştir.

              Sektör, toplam 11 milyar 51 milyon TL prim üretimi ile 2007 yılında önceki yıla oranla 514 civarında büyüme gerçekleştirerek, Türkiye’de kişi başına düşen sigorta primi 156,6 TL’ye ulaşmıştır. Prim üretiminde en yüksek prim üretimi 9 milyar 592 milyon TL ile elemanter branşlardan, 1 milyar 459 milyon TL’si de hayat sigortalarından sağlanmıştır.

              Sigorta şirketleri 2007 yılında da rekabetçi bir tutum göstermiştir. Sektörün önde gelen ilk 10 şirketi pazarın %65’lik kısmına hakim olup bir önceki yıla göre prim büyüme oranı ortalama %13 olarak gerçekleşmiştir.

              Ölçek küçüklüğü az farkla olsa da hayat branşında ve yabancı şirketlerde önemli sorun olarak ele alınmaktadır.

              Piyasa yapısındaki dengesizlikler ve aksak rekabet genel olarak yaklaşık ağırlığa sahip olsa da, hayat branşında ve yabancılarda nispeten ön plana çıkmaktadır. Riski yüksek branşların ağırlığının artması, kamu ve yabancılar hariç tüm şirket türlerinde benzer bir ağırlığa sahiptir. Hayatdışı branş ve kamu şirketleri sermaye yeterliliği sorunlarını nispeten daha önemli olduğunu düşünmektedir. Sunulan ürün ve hizmetlerde yetersizlik hayat branşında ve kamu da önem ağırlığı bakımından öne çıkmaktadır. Şeffaflığın olmaması hayat branşında ve özel şirketlerde dikkati çeken bir faktör olmaktadır.

              Teknolojik altyapı yetersizliği hayat branşında ön plana çıkarken, kamu, özel ve yabancı şirket türleri arasında önemli bir farklılık söz konusu olmamaktadır. Yasal yapıdan kaynaklanan sorunlar hayat dışı branşlarda ve yabancı şirketlerde önem sırası bakımdan öne çıkmaktadır. Yönetim ve organizasyon sorunları ise, hayat ve hayat dışı branşlarda bir birine oldukça yakın değerlere sahipken, yabancılar nispeten daha önemli sorun olarak görmektedir. Sonuçta sorunlar sigorta faaliyetlerinin özelliklerine ve sigorta şirketlerinin yapılarına bağlı olarak farklı ortaya çıkmakta ve farklı şekilde algılanmaktadır (www.activefinans.com).

              Bankacılık sektörüne yönelik gerçekleştirilen operasyonlar sigortacılık sektörünü olumsuz yönde etkilemiştir. Emeklilik sigortası, bazı yanlış uygulamalar yüzünden insanlar üzerindeki güveni zedelemiştir.

              Zorunlu sigorta sayısı oldukça azdır. Buda sektörün gelişmesine olumsuz etki yaratmaktadır. Sektörün serbest tarife sistemine geçmesiyle artan fiyat rekabeti şirketleri olumsuz etkilemektedir. Prim tahsilâtında problemler yaşanmaktadır. Sigorta şirketlerinin, risk yönetimini etkin bir şekilde uygulamaması nedeniyle doğru sigorta fiyatı belirlenememektedir. Sektörde eğitimli personel sıkıntısı yaşanmaktadır.

              Sigorta şirketleri profesyonel kişileri sektöre yeterince kanalize edememektedir. Sektörde personel sirkülasyonu ve personel transferleri yüksek oranda yaşanmaktadır. Sektöre işçi alımında belirli standartlar geliştirilememiştir. Acentelerin bilgisayar kullanım düzeyi yetersizdir. Sektörde bilgi alışverişi ve işbirliği sözkonusu değildir. Acente sayısı ve kalitesi yeterli düzeyde değildir. Pek çok acente, sigortacılığı tali iş olarak yürütmekte bu da sektörü olumsuz yönde etkilemektedir. Acentelerin sattıkları poliçeleri yeterince tanımaması sonucu poliçe iptalleri artmaktadır.

              Sigorta sektörünün eksikliklerinin başında talebin yaratılmaması gelmektedir. Vatandaş sigorta bilincine yeteri kadar sahip olamadığı için talepte de bulunamamaktadır. Dolayısıyla atıl kalmış ve devreye sokulamamıştır. Esasen sektörümüzün Dünya sigortacılığı içinde gerçek yerini alabilmesi için daha hızlı adımlar atılmasına ihtiyaç vardır.

              Ülkemizin ekonomik açıdan potansiyeli göz önüne alındığında kişi başına üretimin 13$ seviyesinde ve milli gelire oranının %0.8 düzeyinde olması düşündürücüdür.

              Bu rakamlar; 1980’li yıllardan itibaren Türkiye ekonomisinde gerçekleştirilen köklü reformlar sonucu sağlanan dinamizmin sigortacılık açısından aynı düzeyde olmadığını göstermektedir. Ancak 1990’dan sonra serbest tarife ortamının etkisi ile gerek ürün çeşitliği, gerekse hizmet sunumu açılarından büyük bir gelişim sürecine giren sektörümüz, sorunları aşarak; sigortalılara, belirli kalitede çağdaş hizmet verebilir duruma ulaşmıştır.

              Sigorta maliyetinin yüksekliği, aktif, pasif sigorta dengesinin, pasif sigortalılar lehine bozulması, çok çeşitli, karmaşık ve istikrarsız sigorta sistemleri finansal kriz, idari örgütlenme ve yönetim sorunları hükümetlerin popülist politikaları sonucu başvurduğu koruma politikaları sigorta şirketlerinin sorunlarını arttırmaktadır. Ayrıca sistemin genel olarak sigortacılık ilkelerine uygun işletilmemesiyle ilgili sorunlarda sorunların başında gelir (Peker, 1997, no:9703).

              Sigorta kapsamı dışında kalan istisnalar poliçe sahiplerine tam anlatılamamaktadır. Emeklilik sigortası bazı yanlış uygulamalar yüzünden insanlar üzerindeki güveni zedelemiştir. Zorunlu sigorta sayısı oldukça azdır. Bu da sektörün gelişmesine olumsuz yansımaktadır. Sektörün serbest tarife sistemine geçmesiyle artan fiyat rekabeti şirketleri olumsuz etkilemektedir.

              Acenteler arası fiyat rekabeti sektörde gelir düşürücü etki yaratmaktadır. Prim tahsilâtında sorunlar yaşanmaktadır. Sektörde eğitimli personel sıkıntısı yaşanmaktadır. Sektörde personel sirkülâsyonu ve personel transferleri yüksek oranda yaşanmaktadır.     

              Birçok acentenin ortamı çalışmaya elverişli değildir. Acentelerin bilgisayar kullanım düzeyi yetersizdir. Pek çok acente, sigortacılığı tali iş olarak yürütmekte, bu da sektörü olumsuz etkilemektedir. Acentelerin sattıkları poliçeleri yeterince tanımaması sonucu poliçe iptalleri artmaktadır (Önal, 2001).

              Bunların yanı sıra; hisse senedi piyasasındaki yüksek volatilite, oluşturulan fonların ana hissedarın şirketlerine yönelmesi, prim/tahsilat sorunu, aracı kurum yetkilerine sahip olmama, enflasyonla mücadele edebilecek finansal enstrümanların yokluğu, hayat sigortası şirketlerinde etkin fon yönetiminden yoksunluk, MKYF kurum sigorta şirketlerinin fon yönetim kadrolarına sahip bulunmayışları gibi sorunlar ise en önemli ve başta gelen sorunlardandır.

              Türkiye’de sigortacılığın istatistiklere bakıldığında iyi gelişmemiş olduğunu görüyoruz (Coen Van Der Lubbe, Sigorta Postası). Türk insanının sigortaya ayırdıkları para komşu ülkeler ile kıyaslandığında çok düşük kalıyor. Bu da gayri milli hasılanın yaklaşık %1.4’ü gibi ve komşu ülkelerde bu oran yüksek. Bu yüzden Evreko burada çok daha fazla potansiyel olduğunu söylüyor. Türkiye’de sigortacılık sektörünün gelişimi önündeki en büyük engel kaderci bakış açısıdır. Avrupa’nın büyük bir bölümü ile Türkiye arasında büyük fark şu ki, Türkler ailelerine ve yakınlarına güvenirler. Bir şey olduğunda, ailelerin ve arkadaşlarının kendilerine destek olacağını bilirler. Avrupa’da böyle bir şey sözkonusu değil ya da giderek azalıyor. İnsanlar kendilerine yöneldikleri için, artık başka insanlara güvenmiyor ve bu da sigortanın gelişmesine neden oluyor. Türkiye’de durum nispeten farklı insanların Avrupa’da böyle olmalarının nedenini refaha bağlıyorum.

              İnsanlar genelde daha zenginler insanlar ne kadar çok zenginleşirse, o kadar az ailelerine bağımlı olacaklardır. Türkiye’de de refahın hızlı bir şekilde artacağı beklentisi hakimdir. Ancak böyle bir şey için zaman gerekmektedir. Sonuç olarak, sigorta sektörünün Türkiye’de de hızla gelişeceği beklentisindeyim.

              Sigorta sektörünün, son yıllarda yaşadığı sorunların başında, birbiri ardına yürürlüğe konan yeni düzenlemeler nedeniyle, bir kaos ortamına sürüklenmesi gelmektedir (Oksay, 2005).

              Yeni düzenlemeler, düzenlemelere uygun teknik altyapının oluşturulmasını ve personelin hazırlanması için gerekli eğitim programlarının düzenlenmesini de beraberinde getirdiğinden süresince, sektörün etkinlik ve verimliliği de olumsuz yönde etkilenmiştir.

              Türkiye’de sigortacılık sisteminin gelişmesi için sigortacılık sektörüne düşen primleri yolu ile ekonomiye çok büyük bir kaynak transferinin söz konusu olacağı sisteme duyulan güveni arttırmak, hayat sigortaları konusunda bireyleri bilinçlendirerek daha iyi seviyelere gelmesini sağlamak olacaktır (www.ekodialog.com).

              Dünya Bankası, Finansal sektör sigorta grup başkanı Rodney R. LEster konuşmasında Türk sigorta sektörünün hak ettiği yerde olmadığına değinmiş ve sektörün büyük yenilikler yaratması gerektiğini vurgulamıştır.

              Yapı Kredi sigorta genel müdürü Murat Güvenel, yılda ortalama 1 milyar liralık bir poliçeyle tüm sağlık giderlerinin karşılanacağına ve bir poliçe almanın mümkün olduğunu söylemektedir. Gelir düzeyi düşük, insanlar bu rakamı veremez diyorlar, ama etrafımızda geliri sınırlı birçok insan neredeyse her yıl cep telefonu değiştiriyor ve 500-600Tl aşağı olmayan cep telefonları kullanıyor istenirse satın alma gücü bir şekilde yaratılıyor (www.hurriyet.com.tr).     

              Türk sigorta sektörü gelişim için gerekli vizyona ve büyük bir potansiyele sahiptir (www.gunessigorta.com.tr). Gelişen ekonomik sürece bağlı olarak büyüme devam edecektir, uygulanmakta olan ekonomik ve sosyal politikalar toplumun gelir düzeyini yükseltmeyi hedeflemektedir. Sektörün gelişimi için gerekli altyapının sağlanabileceği görülmektedir. Gerekli yasal düzenlemelerin bir an önce uygulanmaya konulması, sigorta şirketlerinin AB ülkeleri düzeyinde mali güce sahip olması, komşu ülkeler ve TC ile sağlıklı ilişkiler kurulması sonucuna güçlü iç Pazar desteğini de sağladığında Türk sigorta sektörünün etkinliği daha da artacaktır.

              SONUÇ VE ÖNERİLER

              2007 yılında sektör için en önemli sonuç gelişme uzun zamandır beklenen Sigortacılık Kanunu’nun çıkarılması olmuştur. 2008 yılında da ikinci düzenlemeler ile kanuna açıklık getirilecektir. Hazırlanan yasa ile sektörün uluslararası standartlara uygunluğunun sağlanması

Yorum Yaz