NÜFUS ARTIŞININ EKONOMİK BÜYÜME ÜZERİNE ETKİSİ

Özet

        

            Bu çalışma nüfus artışının ekonomik büyüme üzerine etkisini incelemektedir. Nüfus teorileri ve nüfusun ekonomi üzerine etkilerine kısaca değinilmiş, teorik yaklaşımlar ele alınmış ampirik bulgular ve sonuçları incelenmiştir. Nüfus artışının ekonomik büyüme üzerine diğer değişkenler sabit olduğu varsayımında etkisinin çok düşük olduğu gözlenmiştir.

 

            Ekonomik büyümeye ilişkin pür anlamada nüfus artışının etkisinden ziyade beşeri sermayenin önemi ortaya çıkmakta ve çalışmamız bunu vurgulamaktadır.

 

GİRİŞ

 

         Nüfus teorileri; nüfusla sosyal, ekonomik, kültürel ve diğer faktörlerin değişmeleri arasındaki karşılıklı İlişkileri açıklamak Üzere kurulmuş fikirler dizisidir. Eski çağlardan beri filozoflar, yazarlar ve din adamları nüfus sorunları İle ilgilenmişler ve diğer olaylarla ilgisini kendi görüşlerine göre İzah etmeye çalışmışlardır (Yumuşak, 1998).

           

         Sayısal ve niteliksel yönleriyle nüfus, sermaye kaynaklarının kullanımını, özellikle de yatırımların dağılımını ve bir ölçüde de  düzeyini, etkiler. Özellikle eğitim, sağlık, barınma ve ulaştırma yatırımları bu çerçevede düşünülmelidir. Doğum, ölüm ve göç gibi nüfus gelişmelerinin yatırımların dağılımını etkilemesi, öbür yönden de gelişme için gerekli işgücünü sağlayan yönü, kimi zaman nüfusun “yatırımlara eş bir önem” kazandığı görüşüne yol açmaktadır (Kepenek ve Yentürk, 2000, s.403).

 

            Ülke nüfusunun, ülkenin ekonomik kaynakları ile dengeli olmalı gerekir. Bu dengeyi sağlayan nüfusa, optimal nüfus denir. Optimal nüfus, ülkenin doğal kaynaklarını mevcut sermaye ile en iyi şekilde kullanılabilecek nüfus miktarıdır. Nüfus, ülke işgücünün kaynağıdır. Bu sebeple, ekonomik kalkınmanın insan temelini oluşturur(Karluk,1996, s.5).

 

            Nüfus artışı ile iktisadi kalkınma arasındaki ilişkinin yönü ve derecesini tespit etmek üzere yapılan akademik çalışmaların sayısı oldukça fazladır. Bu çalışmaların çoğunda nüfus artışının iktisadi kalkınmayı olumsuz yönde etkilediği görüşü savunulmaktadır. Böyle olmasında bilimsel bulgularla birlikte siyasi ve ideolojik tercihlerin de etkili olduğu söylenebilir.(yumuşak ve kar,2000)

 

            Bu çalışmada nüfus artış hızı ve ekonomik büyüme arasında ilişkinin önemi, şiddeti ve Türkiye’ deki nüfus artış hızının büyüme üzerine etkisini incelemektedir.

  1. NÜFUS TEORİLERİ

Nüfus teorilerini kısaca değinecek olursak, üç kısma ayırarak açıklamak faydalı ve yeterli olacaktır.

Günümüzde Demografik Evrim Teorisi denince Blacker’ in öngördüğü beş aşamalı evrim yerine üç aşamalı bir evrem anlaşılmaktadır.(Başol,1994,8)

Birinci aşamada doğurganlık ve ölümlülük düzeyinde belli bir denge vardır. Geri kalmış ekonomi safhasında toplumlar ilkel tarım koşullarında yaşamlarını sürdürmektedirler. Ürünlerini kendi ihtiyaçları oranında gerçekleştirmektedirler. Teknoloji ya hiç değişmemekte ya da çok yavaş değişmektedir. Ölüm oranları yüksektir, bunun nedeni üretimin, hijyen bilgisinin ve tıbbi imkanlarının yetersizliği nedeniyle beslenme, bakım ve tedavi şartlarının elverişsizliğidir. Çocuk ekonomik bakımdan yararlı ve maliyeti yüksek olmayan bir araç niteliği taşımaktadır.İkinci aşamada ekonomik gelişme ile birlikte toplumda işbölümü artar, teknolojik gelişme başlar, toplum daha çok piyasa için üretime yönelir, ulaştırma ve haberleşme araçları gelişir. Yaşam düzeyindeki iyileşmelere paralel olarak sağlık koşullarında da düzelmeler olur. Böylece çocuk ölümlerinde de önemli azalışlar görülür. Genellikle Batı Avrupa ülkelerinin 18. Yüzyılın son yıllarında ve 19. Yüzyılda bu ikinci aşamadan geçtiği kabul edilmektedir. Üçüncü aşama olan gelişmiş ekonomi safhasında nüfus artışı çok yavaşlamaktadır. Ekonomik gelişme bir yandan çocuğun ekonomik alanda değerini azaltırken, bir yandan da kadının ekonomik rolünü artırmaktadır.(Yanardağ ve Özgen,2003)

 

Diğer bir teori ise optimum nüfus teorisidir. Bu teori özetle: toplumda nüfus artışlarının, işbölümü gibi nedenlerde bir süre daha etkin bir kaynak dağılımına olanak sağlayacağı, başka bir deyişle, ekonomide artan verim kanunun geçerli olacağı, ancak nüfus artışının devam etmesi halinde azalan verim kanunun işlemeye başlayacağıdır. Ancak böyle bir yaklaşım sadece nüfustaki değişmeyi dikkate almakta, üretimi ve verimliliği etkileyecek diğer tüm faktörlerin değişmediği varsayımına dayanmaktadır.(Dülgerlioğlu,2000,6)

 

Ve son olarak yeni nüfus teorileri; birçok görüşün olduğu bu kısımda biz sadece birkaç görüşe yer vereceğiz. Bincisi Doğurganlığın Ekonomik Teorisi’nin öncüleri olan Harvey Leibenstein ve Gary Becker’dir. Bacer’e göre gelir artışıyla çocuk talebi arasında pozitif bir ilişki olduğudur. Leibenstein’e göre ise bercer’in tam tersine gelir artışla negatif bir ilişki bireylerin çocuk talebini, çocuğun belirli bir yaştan sonra aileye gelir sağlaması ve yaşlılık döneminde ya da hastalık da kendilerine bakacağı yönündeki etkenlerdir.

 

Enke’nin kurmuş olduğu modelde ise net yatırımların artan nüfus ve azalan tasarruflar doğrultusunda nüfus atışıyla negatif bir ilişki olduğunu savunmaktadır.

 

Phelps’in modelinde ise; yüksek nüfus artışı kişi başı geliri ve tüketimi düşüreceğini öne savunmaktadır.

2.      NÜFUS ARTIŞININ EKONOMİK ETKİLERi Bir ülkenin nüfusu ile ekonomik gelişimi arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Bu ilişki belirli kanallar doğrultusunda ekonomik büyümeyi ve kalkınmayı etkilemektedir. Sermaye birikimi, doğal kaynak, beslenme ve barınma etkisi, milli gelir, kamu harcamaları vb. birçok kanaldan ekonomik gelişimi pozitif/negatif yönde etkilediği görülmektedir. Öngörülemeyen hızlı nüfus artışı ekonomi üzerinde olumsuz tesirlerde bulunmakta ve kronik sorunlar gündeme gelmektedir. Nüfus arttıkça bir ülke insanlarının milli gelirden aldıkları pay azalacaktır. Nüfus artış hızı büyüdükçe kaynakların daha büyük bir kısmı tüketime gitmektedir. Bu da yatırımlara giderecek kaynakların azalmasına, dolayısıyla gelişme hızının düşmesine neden olmaktadır. Bunun sonucu olarak da kişi başına düşen gelir azalacaktır.(Yumuşak ve Kar,2000,78) Artan nüfus tarım kesiminde azalan verimler yasası gereği kente göçü zorunlu hale getirecektir. İş imkânı ve yaşam standartlarını yüksek olduğu kentler cazibe merkezi olarak görülüp göç üzerinde itici unsur olacaktır. Hızlı ve çarpık kentleşme beraberinde bir dizi sorunu da getirmektedir. Gerek konut gerek altyapı yetersizliği, çarpık kentleşmeyi hızlandıracaktı. Gelişmekte olan ülkelerde nüfus artışı ve göçlere nazaran yatırımların yetersiz kalması bu sorunu kalıtsal hale getirecektir. Özel sermayenin yetersizliği durumunda çözüm kamudan beklenecek ve kamunun yükü ve harcamaları bu doğrultuda artacaktır. Hızlı nüfus artışı ve kamuda beklenen zorunlu hizmetlerden olan sağlık, eğitim vb. hizmetlerin yükümlüğünü ve kalitesinin düşmesine neden olacaktı. Sanayileşme sürecinde altyapı harcamalarının toplam kamu harcamalarındaki payı artar. Fazla nüfus, fazla altyapı harcaması gerektirir. Nüfus artışı ile gelişen kentleşme, sanayileşme, çevre kirlenmesi sorunu ortaya çıkarmaktadır. Bu sorun, çevre kirlenmesine yol açmayan sınai üretim faaliyetlerinin yapılmasını ya da üretim faaliyetlerinin çevre kirlenmesi üzerindeki etkisini gerektirmiştir. Bu ise üretim yatırım maliyetlerini ve harcamalarını yükseltmiştir.(Yanardağ ve Özgen,2003) Dünya sınırlı kaynaklara sahiptir. Nüfusun ve insan gereksinmelerinin hızla artıyor olması, günün birinde bu kaynakların tükeneceği konusunu da beraberinde getirmektedir. Bu korkuların dile getirildiği üç rapor ve bir konferans vardır. Bunlar: Ekonomik Büyümenin Sınırları, Dönüm Noktasındaki İnsanlık, Ortak Geleceğimiz ve Rio Konferansı’dır(Ceylan,1995,213)

3.NÜFUS ARTIŞI VE EKONOMİYE ETKİLERİNE TEORİK YAKLAŞIM

 

Nüfus artışının iktisadi kalkınmayı olumsuz olarak etkilediğini öne sürenlerin en önemli teorik dayanağını Harrod-Domar-Singer Modeli oluşturmaktadır. Bu modelde, kalkınma gibi çok yönlü bir olayın aydınlatılması mümkün olmamakla birlikte kişi başına düşen milli gelirin hesaplanması yolu açılmıştır. Neoklasik bir büyüme modeli öngören bu yaklaşımın ve genel olarak neoklasik yaklaşımların varsayımları günümüzde özellikle içsel büyüme modellerini savunan iktisatçılar tarafından eleştirilmekte ve revize edilmektedir.( Gundach,1996,2)

 

Harrod-Domar’ın modeline Singer”in nüfus artışını ilave ederek oluşturduğu model şöyledir:

 

Ry/p = s / k – r p

Ry/p= Milli gelir artış hızı

s= tasarruf oranı

k= sermaye/hasıla katsayısı

rp= nüfus artış hızı oranı

Sermaye hâsıla katsayısının kısa vadede değişmeyeceği kabul edilirse ki; bunu teknolojik gelişim belirlemekte ve neoklasik yaklaşıma göre teknoloji modelin dışında belirlenmektedir tasarruf oranı ve nüfus artış hızı milli gelir artışını belirleyen en önemli değişkenler olmaktadır. Nüfus artış hızının dolaysız olarak modelde yer olması ve tasarruflar üzerindeki dolaylı etkileri sebebiyle bu modelde milli gelir artış hızının belirlenmesinde en önemli faktör nüfus artış hızıdır.(Yumuşak ve Koç,2000,2)

Harrod-Domar-Singer Modeli’ni savunanlara göre milli gelir artırmak için nüfus artış hızının düşürülmesi gerekmektedir. Nüfus artış hızının yüksek olması hane halkının tasarruflarını azaltması ve eğitim sağlık harcamaları gibi demografik yatırımların payını artırması nedeniyle zararlıdır. Çünkü demografik yatırımlar fiziki yatırımlara göre verimli değildir ve nüfus artış hızı azaltılarak demografik yatırımlarının oranı düşürülmelidir. Aynı zamanda ailelerin çocuk sayısını artırması nüfusun bağımlılık oranını yükselterek ailelerin tasarruflara gidecek gelirlerinin tüketime ayrılmasına ve toplam tasarrufların azalmasına sebep olacağından nüfus artış hızı düşürülerek toplam tasarruflar artırılmalıdır.(Baran,1976,55)

Solow’ un büyüme teorisinde nüfus artışı pür anlamda modeli üç açıdan değiştirmektedir. Birinci olarak nüfusun büyümesi sürekli ekonomik büyümenin açılanmasına yardımcı olmaktadır. Nüfus artışı durgun durumda emek başına sermaye ve emek başına çıktı değişmemektedir.

İkinci olarak, nüfus artışı bazı ülkeler için zengin bazı ülkeler için fakir olduklarına bir açıklama getirmektedir. Figür-1’de de görüleceği gibi nüfustaki n1 den n2 ye bir artış, emek başına durgun durum sermaye düzeyini k1* dan k2* a düşürecektir. K* daha düşük olduğu için ve y=f(k*) olduğundan emek başına çıktı düzeyi daha düşüktür. Böylece Solow modeli nüfus artış hızı daha yüksek olan bir ülkenin kişi başına GSMH’ sinin daha düşük olacağını öngörmektedir.(Parasız,2003,159)

 

Yukarda bahsettiğimiz modellere karşın nüfus artışının büyüme üzerine etkisi üzerine yapılan ampirik çalışmalar teoride öne sürülen görüşle ters düşmektedir. Nüfus artış oranın düşük olduğu ülkelerin iktisadi gelişmeleri benzer ülkelerle karşılaştırılırsa bu konuda ortak bir gelişmenin olmadığı görülebilir. Fransa’nın nüfus artış oranı 19. Yüzyıl boyunca diğer Avrupa ülkelerinden oldukça düşük seviyede seyretmiştir. Buna rağmen iktisadi gelişmesi diğer Avrupa ülkeleriyle aynı düzeyde gerçekleşmiştir. Birleşmiş Milletler uzmanlarının 1951 yılında gelişmekte olan ülkelerin kalkınma programlarında % 1’lik bir milli gelir artışı için 10 milyar dolarlık bir yatırım ve % 1 nüfus artışı öngörmelerine rağmen öngörülen yatırımların yarısı ve nüfus artışı ortalama % 2 düzeyinde gerçekleşmesine rağmen GSMH artış oranları ortalama % 2 civarında gerçekleşmiştir.(Şanlı,1988,64)

Beşeri sermaye yatırımlarının iktisadi gelişmeye olan katkısı bilginin üretim sürecindeki öneminin artmasına paralel olarak artmaktadır. Beşeri sermaye yatırımlarının getirileri özellikle gelişmekte olan ülkelerde fiziki sermaye yarımlarının getirilerinden daha yüksek olarak tespit edilmiştir. Örneğin Brezilya’nın 1970-1980

Yılları arasındaki büyümesinin kaynaklarının tespit edildiği bir çalışmada teknolojik gelişme ve beşeri sermayenin fiziki sermaye ve emeğe göre çok daha yüksek katkısı olduğu bulunmuştur. Gerçekleşen büyümenin kaynakları yüzdelik paylar olarak şöyledir: Fiziki sermaye % 19, emek % 1,8, beşeri sermaye % 24 ve teknolojik gelişme % 40.(Kasliwal,1995,154)

            Birçok ülkeyi kapsayan diğer bir çalışmada benzer sonuçlara ulaşılmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde beşeri sermaye yatırımlarının getirileri fiziki sermaye yatırımlarına göre daha yüksek olmakla birlikte beşeri sermaye yatırımlarının getiri oranları gelişmiş ülkelerin getiri oranlarından daha yüksek çıkmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerdeki fiziki ve beşeri sermaye yatırımlarının getiri oranları 1960’lar için sırasıyla % 20 ve % 15 olarak bulunurken gelişmiş ülkelerde bu oranlar % 10 ve % 8 olarak tespit edilmiştir. Gelişmekte ve gelişmiş ülkeler için fiziki ve beşeri sermaye yatırımlarının getirileri 1970’lerde ise sırasıyla şöyle tespit edilmiştir: %13, % 15       %11, %9.(Yumuşak ve Kar,2000,3)

 

3, EKONOMETRİK YÖNTEM VE BULGULAR

 

  1. 3.1 Veri Seti

Model çözümlemelerinde kullanacağımız veri seti TÜİK’ in 1927-2000 yıllarına istatistiklerinden derlenmiştir. Anlamlı bir ekonometrik inceleme için 30 gözlemlik bir veri seti oluşturacağız.

 

Şekil-1 de 1930’dan günümüze Türkiye’de nüfus artışının izlediği yolu göstermektedir. İstikrarlı bir büyüme görülmektedir. 

 

 

Şekil 2 de ise GSMH’ nin 1930’dan günümüze gelişimini göstermektedir. Dikkat edilirse 1990’dan hızlı bir artık görülmektedir. İki grafiği karşılaştırdığımızda nüfus atışının GSMH’ yı pür anlamda tek başına etkilemediğini görmekteyiz.

 

 

 

 

Şekil 2: GSMH

 

 

3.2 Modelin Belirlenmesi

 

            1930-2005 yıllarını kapsayan veriler yıllık olarak ele alınmış ve elde edilen bu veriler En Küçük Kareler Yöntemi kullanılarak nüfus artışının ekonomik gelişme üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Çalışmada basit regresyon analizi kullanılmıştır. Tek bağımsız değişken olarak kullanılan nüfus artışının gelişme üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmada kullanılan veriler TÜİK’ in internet sitesinden alınarak yapılmıştır.

 

 

 

 

Tablo 1. EKK Testi Sonuçları

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !

Dependent Variable: NUFUS

 

 

Method: Least Squares

 

 

Date: 04/21/09   Time: 21:13

 

 

Sample: 1 16

 

 

 

Included observations: 16

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Variable

Coefficient

Std. Error

t-Statistic

Prob.  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GSMH