KAMU GELİRLERİNİN ENFLASYON ÜZERİNE ETKİLERİ

            GİRİŞ

 

Günümüzde yüksek boyutlara varan kamu harcamaları için sağlanan kamu gelirleri yetersiz kalmakta ve bu durum sonucunda, bütçe ya da kamu kesimi açığı ortaya çıkmaktadır. Kamu kesimi gelirlerini ve açıkların finansmanını vergiler, borçlanma ve para basma olarak değerlendirmek mümkündür. Bütün bu finans araçlarının büyüme, faiz oranları, enflasyon gibi makro değişkenler üzerinde etkileri vardır. Bu araçların enflasyon üzerindeki etkilerini ayarlamak için bu araçları doğru olarak kullanmak ve en uygun mali politikaları seçerek uygulamak gerekmektedir. Böylece enflasyonun ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerinden kurtulmak daha kolay ve çabuk olacaktır. Vergi politikaları toplam talebi kısmaya çalışırken toplam arzı toplam talep düzeyine çıkarmayı da amaçlar. Borçlanma da ekonomide talebi etkilemek için önemli bir araçtır ancak bu etki borçlanmanın kaynağı ve elde edilen gelirin nasıl kullanıldığına göre değişir. 

                                                        BİRİNCİ BÖLÜM

1.VERGİ GELİRLERİ VE ENFLASYON

Enflasyon bir ekonomide belli bir dönemde fiyatlar genel düzeyinin sürekli yükselmesidir. Enflasyon cari fiyat düzeyinde toplam talebin, toplam arzdan fazla olmasından kaynaklanır. Enflasyonist bir ekonomide toplam arza göre fazla olan toplam talebi azaltabilmenin yollarından biri kamu harcamalarını aynı düzeyde bırakarak kamu gelirlerini artırmaktır.

 

1.1 Vergiler ve Enflasyon İlişkisi

 

 Enflasyonun hüküm sürdüğü bir ekonomide vergileri artırmak kısa dönem içinde vergi yükümlülerini likiditeden mahrum bırakıp, bütçe fazlası meydana getirmek ve ekonomideki satın alma gücü fazlasını azaltmak bakımından gerekli olmalıdır. Vergiler harcanabilir gelire dolayısıyla özel tüketim ve yatırım harcamalarını azaltacaktır. Bu nedenle kısa dönemde enflasyonla mücadelede, maliye politikalarından biriside yeni vergiler koymak ve mevcut vergi oranlarını yükseltmektir. Vergi artışı toplam arz ve talep üzerinde etkilidir.(Özal, 2008)

 

1.2 Dolaylı Vergiler ve Dolaysız Vergiler ile Enflasyon İlişkisi

 

 Vergiler toplam talebin yanı sıra toplam arz üzerinde de etkilidir. Toplam talep açısından vergilerin anti-enflasyonist karakterde olduğu söylenebilir. Vergiler bir miktar satın alma gücünü özel sektörden kamu sektörüne kaydırır. Arz açısından bazı durumlarda vergileme enflasyonist etkiler doğurabilir. Örneğin bir kısım vergiler nedeniyle vergili malların satışlarının yükselmesi bu malların etkilerini taşıyan fiyat indekslerini de yükseltir ki dolaylı vergiler böyledir. Vergilerin fiyat üzerindeki etkisi vergi türlerine göre değişik sonuçlar ortaya çıkarır. Örneğin, dolaysız vergiler fiyatlara gelir yoluyla tesir ederken dolaylı vergilerde gelire fiyat yoluyla etki yapılmaktadır. Dolayısıyla vergi hem arz hem talebe göre ortaya çıkan ve para değerinde meydana gelen değişikliklerin doğurduğu sonuçlara göre beliren fiyat mekanizmasını etkilemektedir.

 

Laufenburger’e göre gelirlerin bir kısmının dolaysız vergiler tarafından alınmasının deflasyonu, dolaylı vergilerin fiyatlara eklenmesi de enflasyonu teşvik etmesi kaçınılmaz gibi görünmektedir. Dolaysız vergiler satın alma gücünün bir kısmını azalttığı ve talebi daralttığından mal ve hizmet arzı sabit kalma koşuluyla deflasyonist bir ortam oluşurken dolaylı vergilerde ödenen vergilerin fiyatlara katılarak başkalarına yansıtılması halinde enflasyonist bir durum söz konusu olacaktır. (Özbilen)

 

Enflasyona mücadele programında, farklı vergilerin ekonomi üzerindeki farklı etkilerinin göz önünde bulundurulması ve amaca en uygun vergi bileşiminin seçilmesi gerekmektedir. Enflasyonla mücadele için gelir vergilerinde değişiklik yapılması tüketim harcamalarını azaltıcı etkisi harcamalar üzerinden alınan vergilere göre daha azdır. Çünkü gelir vergisinin bir kısmı tasarruflar üzerinden ödenir. Servet vergileri ise enflasyonla mücadele aracı olarak kullanılma olasılığı dolaylı ve dolaysız vergilere göre daha azdır. Çünkü ekonomik dalgalanmalar yönünden duyarlı değillerdir. (Özal, 2008)

                                             İKİNCİ BÖLÜM

2.BORÇLANMA VE ENFLASYON

Kamu kesimi gelirlerinden birisi de kamu borçlanmasıdır. Kamu borçlanmasının makro ekonomik dengeler üzerindeki etkileri borçlanmanın nedenleri ve yol açtığı sorunlar çerçevesinde geniş bir literatür oluşturur. Yüksek düzeydeki kamu borçlanması faiz,büyüme ve enflasyon gibi makroekonomik değişkenlerin olumsuz gelişiminin sebebi olarak görülür. (Demir, Sever, 2008)

 

2.1 İç Borçlanma ve Enflasyon İlişkisi

Borçlanmanın kısa dönemde toplam talep düzeyini etkileme derecesi kaynağına göre farklılık gösterir. Vergilerle kıyaslanırsa toplam talebi azaltıcı etkisi daha azdır.

Bu borçlanma kişilerden yapılırsa bu kişiler ve firmalar tahvil alımlarını tasarruflarından ya da tüketimlerinden kısarak karşılayacaklarından diğer borçlanma kaynaklarına göre daraltıcı etki daha yüksek olacaktır. Borçlanma ticari bankalardan yapılırsa bankaların bu kaynağı nereden bulacağı önemlidir. Kredi talebinin az olduğu bir durumda kullanılmayan, atıl olarak portföylerinde tuttukları paralarla borçlanma yapılırsa, özel kesimin talebinde bir etki meydana gelmeyeceği için kısa dönemde bir etki gerçekleşmeyecektir. Özel kredi talebinin yüksek olduğu durumda bu fonlar devlet tahvil alımında kullanılırsa özel kesim talebi kısılacağından ekonomi üzerinde bir daraltıcı etki oluşturabilecektir. Borçlanma merkez bankasından yapılırsa merkez bankası bu tahvilleri para basarak alacağından, bu fonların harcanması durumunda ekonomide genişletici bir etki oluşturacaktır. (Özal, 2008) Merkez bankası finansmanları kısa vadeli avans, hazine bonosu ve devlet tahvili yoluyla bankanın hazineye verdiği kaynaklardır. Merkez bankası kaynağından alınarak gerçekleştirilen finansmanlar para arzını artırıp, parasal tabanı genişletip, emisyon artışı yapacağından toplam talebi artırıcı etki oluşturarak enflasyonu artırıcı etki yapacaktır. (Demir, Sever, 2008) Hükümet iç borçlanmaya hem enflasyondan hem de hem de dış borç krizinden sakınmanın bir yolu olarak başvurmasına rağmen, iç borçlanma aşırı kullanılırsa bazı tehlikeleri de beraberinde getirmesi mümkündür. Belirli bir şekilde borçlanma yapılmazsa özel sektöre cazip gelen kredi azalır ve iç faiz oranları üzerindeki baskı artar. (Fischer, Easterly)

 

2.2 Yabancı Rezerv Kullanımı ve Dış Borçlanma ile Enflasyon İlişkisi

Para basımı yerine yabancı rezervlerde kullanılabilir. Para basma yerine yabancı rezerv kullanarak hükümet hükümetler bütçe açıklarının enflasyonist etkilerini azaltmayı amaçlarlar. Bu politika döviz kurunun fiyatını yükseltir. Enflasyonu azaltmak döviz kurunun artış oranını azaltmak yoluyla olur. Bir diğer finans yöntemi de dış borçlanmadır. Dış borçlanma dış rezervlerin dış rezervlerin kullanımında olduğu gibi döviz kurunu yükseltme eğilimi gösterir. İhracatı azaltırken ithalatı artırır. Bütçe açıklarını finanse etmek için dış borçlanmaya aşırı güvenme tehlikesi borç kriziyle açıkça yaşanmıştır. (Fischer, Easterly)

                                        ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

3.PARA BASIMI VE ENFLASYON

Para basımında yaklaşım monetarist bakış açısıyla enflasyona parasal tabanın genişletilmesinin sebep olmasıdır. Aşırı oranda para basımı kamu kesiminin elinde nakit dengelerinin toplam talep düzeyini artıracaktır.(Fischer, Easterly)

3.1 Para Basımı ve Enflasyon İlişkisi

Günümüzde gelişmekte olan birçok ülke kamu açıklarının finansmanı için sıça emisyona başvurmaktadır. Ancak kamu açıklarının merkez bankası tarafından para basılarak finanse edilmesi para arzını artırarak enflasyona neden olmaktadır. Eğer para arındaki artış reel büyüme sonucu halkın reel para talebinde görülecek artıştan büyük değilse hükümet enflasyonist baskı yaratmaksızın, para basmak suretiyle reel gelir elde edebilir. Literatürde buna senyoraj (seigniorage) geliri denmektedir.

Ayrıca hükümet enflasyon sebebiyle endekslenmemiş olan iç borçlarını daha ucuza ödeyerek özel kesimden kamu kesimi bir kere daha kaynak aktarma imkanı oluşturur.   (Yüce,1999)

Yorum Yaz